top of page

Şu sıra neler mi oluyor?

  • Yazarın fotoğrafı: Şule E.
    Şule E.
  • 13 May 2020
  • 2 dakikada okunur

Hadi biraz bundan bahsedelim!


Hayatımıza gireli 2 ay oldu. Bir süreç diyeyim buna, bir başlangıcı bir de sonu olduğundan. Yani aslında bir sonun olmasını umduğumdan. Hayatımızın dört duvar arasında sıkıştırıldığı bir süreçteyiz. Bazen tam bir 'baş belası' olarak nitelendirdiğim bazen de 'iyi geldi' dediğim bir süreç. Baş kahramanı ise yeni tip COVID-19 dedikleri, bir virüs. Belirtilerini yaşamıyoruz ama hepimiz adımız gibi biliyoruz. Biri halsizim dediğinde sorular sırayla geliyor; ateşin var mı, öksürüyor musun, solunum sıkıntın var mı... Tüm sorulara yanıt hayır olsa bile hemen bir ateş ölçer ile yanaşmak asli görevimiz oldu. Yani, şahsen bizim evde öyle :)


10 Mart salı günü sabah saat 5 sularında Macaristan'dan döndük. (Bir başka yazımda bu deneyimimi de anlatacağım tabii ki) Tabii o zamanlar daha Türkiye'de virüs falan yok. Dünyayı dolaşan virüs, bize daha uğramamış herkes rahat. Taa ki 10 Mart'a kadar.

Hayatımın alt üst olacağını düşünürken 'oh be' dedirten bir eşikten geçtim. (Tabii ki bunu da ayrı bir yazı da anlatacağım.) '14 gün' (çok önemli bir kavram artık!) boyunca evde kendimizi izole ettik. Her gün bir önceki güne o kadar benziyordu ki. Artık gün kavramımız kaybolmuştu. Şükür ki sağlıklıydık...

Neyse...


Gelecekte bir gün bu yazıyı okuyacaksam kendime şunu söylemek istiyorum; 60 gündür evdeyim! 14 gün biteli 56 gün oldu. Hala evdeyiz. Daha ne kadar süreceğini bilmemek ile birlikte halime şükrettiğim, evde kalabildiğim için şanslı olduğum bir dönemdeyim.

Ailemi deli gibi özlediğim, aklıma geldiğinde deli gibi sarılmak istediğim, sevgime sevgi kattığım bir dönem.

Herkesin hunharca ekmek yaptığı, birbirine meydan okuduğu, dalgona kahvesi deneyip Türk kahvesine koşa koşa sarıldığı, matlar alıp yogaya başladığı, Netflix ile kafayı bozduğu, ünlülerin Instagram canlı yayın ile varlıklarını sürdürmeye çalıştıkları bir dönem. Aynı zamanda kolonya satışlarının patladığı bir dönem...

Maske+dezenfektan ikilisini es geçemeyeceğim çünkü artık onlarda vücudumuzun bir uzvu halinde. Kapıdan adım attığımız her an bizimle birlikteler. Ceket gibi bir şey artık.


Çok şükür ki evde sıkılmadığım bir süreç. Ozan da aynı fikirde. O da şükrediyor ki hala bir işi var ve çokça 'kısa çalışma' yapılan bu dönemde tam zamanlı olarak evimizde çalışabiliyor. Ah Allahım... Sahip olduklarımız ne kadar değerli. Sağlıklıyız ve yaşamımızı idame edecek kadar gelirimiz var. Ailelerimiz sağlıklı ve iyiler. Daha ne olsun!


Evde ne kadar çok yapacak şeyimiz varmış. Aslında evlendikten sonra ev kuşu oluvermiştim. Evde kalmayı, evde bir şeylerle uğraşmayı çok seviyordum. Haklıymışım böyle hissetmek ile :) Önceden her hafta sonu bir yerdeydik ya da her yaz akşamı. Özlemiyor değilim o zamanları. Ama şu gerçek beni iyi hissettiriyor; kendimize, içimize, ailemize dönmek. Ne kadar manidar... Sıla diyor ya 'özüme sözüme döndüm' heh tam da onun gibi.

İnsanlar kendi dünyalarında ne yaşıyor bilmiyorum belki herkes benim gibi düşünüyordur. Ben Ozan ile izolasyonda kaldığım için oldukça şanslı olduğumu hissediyorum mesela. Birlikte yaptığımız şeyler kadar ayrı takıldığımız kişisel vakitler de var. Mesela o PS oynarken ben de kendi ilgi alanlarıma yoğunlaşıyorum. Birlikte sofrayı hazırladığımız, saatlerce dizi/film izlediğimiz, bitkilerle haşır neşir olduğumuz, temizlik yaptığımız, oyun oynadığımız zamanlar çok. Bazı günler de bir bakmışım sadece yemekte görüşmüşüz :) Koskoca gün ayrı takılmışız! Bunu da seviyorum, bence evliliklerde insanlar kendi özel alanlarında kalabilmeliler. 10 yıl sonra da aynı fikirde olursam işe yaramış demektir :)


Geleceğe sevgilerle,

Şule E.

 
 
 

Yorumlar


©2020, kendimebirnot tarafından Wix.com ile kurulmuştur.

bottom of page